Depresyon Nedir ?

Depresyon, aynı iki haftalık dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden beşinin ya da daha fazlasının bulunmasıdır.  (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, kısaca DSM -5’i tanımına göre)

 

Gelişmiş ülkelerde nüfusun ortalama %14,6’ı ve gelişmekte olan ülkelerde ise nüfusun %11,1’i depresyon tanısı almıştır. Depresyon yaygınlığından dolayı psikolojik rahatsızlıkların gribi olarak da adlandırılmaktadır.

Depresyonun bazı sosyal gruplarda daha fazla ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda erkeklere göre depresyon oranı daha fazlayken evliler de bekarlara oranla depresyon görülme oranı daha azdır. Bununla birlikte şehir de yaşayanlarda depresyon görülme oranı kırsalda yaşayanlara göre daha fazladır.

 Depresyon genetik bir yükü olan bir hastalık olduğu için aile öyküsünde depresyon yakınmaları olan kişilerde de depresyon görülme oranı %5-25 daha fazladır. Depresyonun gelişmesinde hormonel etkenlerin de olduğu gösterilmiştir. Depresyonun gelişimine yönelik psikolojik açıklamalara bakıldığın da ise psikoanalitik kuram depresyonu kişinin gerçekte veya hayalde bir sevgi nesnesini kaybetmesi sonucu ortaya çıkan çökün duygudurum olarak belirtmektedir. Bu kayıp sonucunda, kişinin kendine olan güveni sarsılır ve kendini daha sadistik ve yıkıcı bir şekilde eleştirmeye başlar.

“ Kişiler Arası İlişkiler Kuramı”, insanın kişiliğinin etkileşimde bulunduğu sosyal ilişkiler ağından bağımsız bir şekilde düşünülemeyeceğini söylemektedir. Bu kuram depresyonun ortaya çıkış sebebini kişiler arası ilişkilerde yaşanan sorunlar olarak görür. İnsanın depresyon belirtileri kişiler arası yaşadığı sorunlardan çıkar ama depresyon ortaya çıktıktan sonra kişiler arası ilişkileri bozmaya devam etiği için depresyona yakalanan kişinin depresyondan kurtulması daha zor bir hale gelebilir.

“  Davranışçı Kuram” ise; depresyonun gelişimini kişinin hayatında ki ona zevk veren aktivitelerin azalması ve kişinin hayatın da ki acı veren yaşantıların artması olarak tanımlamaktadır. Bu kurama göre depresyona yakalanmış kişiler arkadaşlarla buluşmak, spor faaliyetleri veya eskiden kendilerine zevk veren faaliyetlerden artık zevk almamaya başlamaktadırlar. Bu durumun sonucu olarak ise zamanla hayattan geri çekilmeye sadece zorunluluk olarak gördükleri işleri yapmayı sürdürmektedirler. Bunun sonucu olarak da kişinin sosyal çevresi ondan uzaklaşmaya başlamakta ve kişinin hayatta yük olarak gördüğü aktiviteler artmaya başlamaktadır.  Bilişsel kuram ise depresyondaki kişilerin dünyaya, kendine ve geleceğe yönelik olumsuz düşüncelerinin artığını söylemektedir. Bunun sonucunda kişi yaşadığı sorunun kendi hatası olduğunu düşünebilir. Bu sorunun hayatının her alanında olduğunu ve değişmeyeceğini düşünebilir. 

Hafif ve orta şiddetli depresyonun bilişsel davranışçı terapi ile iyileşme oranının ilaç tedavisi sonucu görülen iyileşme oranından daha yüksek olduğu ağır depresyon vakalarında ise ilaç tedavisi ile bilişsel davranışçı terapinin birbirine yakın düzeyde etki gösterdiği görülmüştür.

                        

Depresyonun tespiti ve tedavisi için “Bilişsel Davranışçı Terapi” uygulayan kliniğimize başvurabilirsiniz.             

        

Yalnız değilsiniz.